ShowcaseImage

 

2017 'nin sonlarına doğru muhalefet partileri, hükümetin yönetememesini ve erken seçime gitme talebini daha yoğun dile getirmeye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti yetkilileri bu talebe sert tepki göstererek, ülkeyi çok iyi yönettiklerini, herşeyin yolunda olduğunu ve seçimlerin zamanında yapılacağını belirtti.

AKP Hükümeti'nin aldığı bu erken seçim kararı, ülkeyi iyi yönetemediklerinin gizli itirafıdır. Uyguladkları ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi politikaların yıkıcı sonuçlarının artarak toplumu sarsmasından duyulan korkunun sonucudur. MHP Genel Babaşkanı Devlet Bahçeli'nin: “Türkiye'nin 3 Kasım 2019'a kadar dayanması kolay değildir“ demesi ise yönetemediklerinin ve gelecekte daha kötü durumların açık itirafıdır.

AKP'nin kurucu kurmaylarından Bülent Arınç, henüz AKP Hükümeti'nde görev başındayken ve AKP zirvedeyken iktidarı bırakıp daha sonra daha güçlü iktidara geleceklerini ve uzun süre iktidarda kalabileceklerini belirtti. Bunun anlamı, ekonomiyi düzeltme görüntüsü altında yarattıkları enkazı, başka partiye ya da partilere mal edip halkı kendi dönemlerinin daha iyi oldğuna inandırmaktı. Halkı aldatıp AKP'yi yeniden iktidar yapmak ve daha uzun süre iktidarda kalmaktı. Ancak bu öneri, RTE ve kurmayları tarafından red edildi. Çünkü hem işledikleri suçların hesabını vermekten hem de ele geçirdikleri mevzileri ve kaynakları kaybetmekten korktular

RTE-AKP Hükümeti, erken seçimi dilendiren muhalefete sert tepki gösterip seçimlerin zamanında yapılacağını söylerken bile ayni zamanda erken seçim için kendilerine uygun altyapı oluşturmaya çalıştı. Vatan, Millet, Bayrak ve Din diyerek Efrin'e, Suriye ve Irak'a yönelik başlatılan savaşın önemli amaçlarından biri buydu. Eğer bu savaş AKP'nin oylarını arttırmaya devam etseydi ve ekonomi bu hızla kötüye gitmeseydi,  AKP seçimleri zamanında yapacaktı. Ancak istedikleri gibi olmadı. Desteklediği terörist örgütlerden El Kaide-IŞİD, El Nusra ile birlikte saldırdıkları Kürtlerin, başka milliyetlerden ve inançlarda halkların direnişleri gerila tarzinda sürüyor. Eşbaşkanı olmakla övündükleri ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi doğrultusunda bölgeyi savaş alanına çevirdiler. ABD, BOP'un kuzeybatı Suriye ayağında Türkiye üzerinden hayata geçirmek için anlaşmalı ya da tezgah planları farklı biçimlerde sürüyor. RTE-AKP ne derse desin, Eşbaşkanı olmakla övündüğü BOP'un gereğini yerine getirecek. Türkiye ister ABD ile anlaşmalı olarak ister ABD'nin Kürtlere karşı saldırı teşvikiyle kurulan tezgah ile Suriye'ye sokulsun, tam bir bataklığa saplanmıştır. Bu nedenle erken seçim kararı aldılar. Daha önce erken seçimi dillendiren muhalefete sert tepki gösterdikleri için bu kararlarını MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye söylettiler. Oysa bir dönem Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli için ilkel milliyetçi demişti. Zürriyeti olmayandan ne beklenir deyip Bahçeli'yi aşağılamıştı. Bahçeli ise Erdoğan'ı vatana ve millete ihanet etmekle suçlamıştı. Sahi ne oldu da tüm bunları unutmuş gibi birlikteler şimdi?

Tarih boyunca Alevilere, Ezdaî-Yêezdaî'lere ve diğer gayrimüslimlere yapılan baskıları ve katliamları herkes biliyor. Son 150 yılda Ermenilere, Süryanilere, Yunanlılara ve Kürtlere yapılan baskıları ve katliamları herkes biliyor. Kürtlerin ve Alevilerin isimleri de diger mazlum kardeş halklar gibi küfür ve hakaret olarak kulanılmaktadır. Akılcılığı, dürüstlüğü, hak ve adaleti, onuru ve vicdanı temel alanlara, ya da sadece kendilerinden değil diye insanlara bunu reva görenler iyi birer insan olabilirler mi? Barış ve kardeşlik içinde bir toplum yaratabilirler mi? 16 yıldır iktidar olan AKP, her seçim öncesinde tüm bu sorunları çözmeyi vaad edip seçim sonrasında vaadlerinin tersini yapmaktadır. Bu seçim öncesinde yine benzer vaadleri dillendirmeye başladı. AKP'nin bu tutumu, bu halkları aptal yerine koymaktır. Bu halklarla alay etmektir.

Son 150 yılda ülkemizde ve komşu ülkelerde Kürtlere yönelik sistemli bir inkar, asimilasyon devam ediyor. Dilleri yasaklanmış. Gasp edilen haklarını talep edenler hapsedilip katledilmektedir. Son 150 yılda yaşanan onlarca Kürt ayaklanmasında katledilen Kürtlerin sayısı 1 milyon dolayındadır. Ülke bütçesini kat kat aşan servet bu savaşlarda harcandı. Kürt ayaklanmaları bir tercih değil, bir sonuç ve zorunluluktur. Nedeni ülkelerinin bölünmesi ve tüm haklarının gasp edilerek dillerinin yasaklanmasıdır. Haklarını talep edenlere hapisliklerin ve katliamların reva görülmesidir. Sorumlusu ise son 150 yıldan beri bu devleti yönetenlerdir. Tarih boyunca sömürüye ve zulme karşı yaşanan tüm halk ayaklanmaları gibi, Kürt halkının ayaklanmaları ve savaşları da savaşları ve nedenleri ortadan kaldırmak içindir. Başka milliyetlerden ve  inançlardan olanlar, kendilerini bu halkların yerine koyarak sorunları ve çözümleri düşünürlerse savaşsız ve insanca bir yaşamın yaratılmasına hizmet eden çözüm yollarını bulurlar.

AKP'nin düzelttiği söylenen ekonomi sadece bir yalandan ibarettir. ABD'ye ve IMF'ye uşaklık sözü vererek iktidar oldular. RTE: “Biz tüccarlıktan gelmeyiz. Neyi satacağımızı iyi biliriz“ deyip, emperyalist efendilerine, içiniz rahat olsun mesajı vererek iktidar oldu. Tam bağımsız Türkiye diye haykran devrimcilere sadırdılar-saldırmaktadırlar. Ülkeyi satıp talan etiler. Satılan ülke kaynaklarından devlet kasalarına giren paralar, ülke kalkınması için harcanmadı. Kentleri yaşanmaz hale getiren inşaat ihaleleriyle ve bir metrelik kaldırımlara ağaç dikme ihaleleriyle bu paralar yandaşlara  aktarıldı. Hem inşaat sektörüyle hem de yabancı sermaye için vergisiz cennet oluşturarak devlet kasalarına ve piyasaya giren paralar ile ekonomide iyileşme görüntüsü yarattıp halkı aldattılar. Neredeyse vergisiz ülkeye teşvik edilen yabancı sermaye sanayide değil, borsa ve bankacılık sektöründe yatırım yapmaktadır.

Yabancı ürünlerin Türkiye'ye girişinde, neredeyse gümrük vergisi alınmamaktadır. Yüksek vergi aldıkları yerli üreticiyi çökerttiler. Yerli üreticiye devlet desteği sunmadıkları gibi, ürünlerini komisyoncular aracılığıyla ucuza satmaya mecbur etmektedirler. Üreticilerden ucuza alınan ürünler, tüketiciye pahalıya satılmaktadır. Üretilen üründe üretici emekçiler değil komisyoncular kazanmaktadır. Sonra ürün pahalı denerek gümrük vergisinden muaf ucuz yabancı ürünler ülkeye sokarak yerli üreticileri tamamen yok etmektedirler.

Büyük imtiyazlarla ülkeye teşvik edilen yabancı sermaye geri çekildiğinde, ülke ekonomisi batar. Çünkü bağmsız ve halktan yana bir ploitika izlemiyorlar. Çünkü ülkemizi emperyalistlere bağımlı hale getirmişler. Ülkeyi bu hale getirenler de vatan, millet, bayrak ve din diyenler de aynıdır. Yabancı sermaye henüz geri  çekilmedi. Sadece 17-25 Aralık 2013 Operasyonu sürecinde ve son dönemlerde yabancı sermayenin tereddüt göstermesi nedeniyle ülke ekonomisinin nasıl sarsıldığını gördük. Bir de bunun geri çekilmesi halinde neler yaşanacağını siz düşünün.

RTE-AKP Hükümeti  sadece ekonomik ve siyasi olarak ülkeyi harabeye çevirmedi. Farklı milliyetlerden ve inançlardan halkları düşmanlaştırdı. Tüm komşu ülkelerle sorunlu bir Türkiye yarattı. Getirdiği eğitim  sistemi ile öğreci ailelerini soyup okuyan işsizler ordusu yaratmışlar. Taşımalı ve yatılı ilkokullarla körpe beyinler köreltilip köle ruhlu nesil yetiştirilmektedir. Bu eğitim sistemi ve AKP İktidarı cahil, vicdansız, onursuz, ahlaksız, kadınlara, kız ve erkek demeden küçük çocuklara tecavüz eden bir toplumun temelini atarak bunları yaymaktadırlar. Kendilerinden olmayanlara saldırıp katletmeyi, kadınlarına ve mallarına el koymayı yücelten bir anlayış her geçen gün toplumu sarmaktadır. Bu anlayışı savunan iyi birer insan olabilirler mi ve iyi bir toplum yaratabilirler mi? Tüm bunlar, uygulanan ekonomik ve siyasi politikaların olumsuz sonuçları 24 Haziran 2018'deki Seçimden sonra daha da artarak devam edecektir.

RTE-AKP, 24 Haziran 2018 Seçimini kazanmak için açıkladıkları vaatlerini manifesto diye açkladı. Bu, halkı aptal yerine koymaktır. Bu halkla alay etmektir. Çünkü manifesto, iktidar olmayı hedefleyenlerin toplumsal olarak getireceği stratejik yeniliklerin yol haritasıdır. Ekonomik, sosyal, siyasal olarak toplumda yeni bir stratejik yol haritasıdır. Bilim ve teknoloji de yeni bir tarz ve strateji için bu tanım kulanılır. 16 yıldır iktidar olan AKP'nin yapacakları, yaptıklarından kat kat kötü olacak. Çünkü mevcut iktisadi yapı ve iktidarın mevcut sistem içerisinde izleyeceği yöntemin hangi sonuçlara yol açacağını biliyoruz. AKP'nin yaptıkları yapacaklarının göstergesidir.

Her milliyetten ve inançtan temel hak ve özgürlükleri savunan Türkiye halkları, 24 Haziran 2018'den sonra daha kötü bir Türkiye istemiyorsanız 24 Haziran'da RTE-AKP'ye DUR diyelim. RTE-AKP Diktatörlüğünü durdurmanın ilk adımı, oyunu doğru kulanmaktan ve kulandırmaktan geçer. Temel hak ve özgürlükleri savunarak her milliyetten ve inançtan Türkiye halklarınca benimsenen HDP'e, kilit role sahiptir. Bu gerçekliği gören RTE-AKP, hedefine ulaşmada HDP'yi en büyük engel olarak gördüğü için, kendi yasalarını çiğneyerek saldırdı. Sadece yalan ve iftiralarla savcılarını saldırtmadı. IŞİD'e bombalı saldırılarla katliamlar yaptırdı. HDP eşbaşkanlarını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, binlerce yöneticisini ve aktif üyesini tutuklayarak HDP'yi baraj altında bırakmayı hedefledi. Buna rağmen HDP'nin bu seçimde de barajı aşıp diktatörlüğe engel olacağı umudu taşıyoruz. RTE-AKP'nin korkuları ve yasaları oy çalmalara göre düzenlemesi de bunun göstergesidir. Bu umudumuza karşın ne HDP'liler rehavete düşmelidir ne de başka partilere oy veren temel hak ve özgürlükleri savunanlar HDP'nin yok edilmesine sessiz kalmalıdırlar. Türkiye'de RTE-AKP diktatörlüğüne engel olmak, HDP'nin türlü saldırılarla baraj altında bırakılmasına engel olmakla mükündür. HDP'nin baraj altında kalması, Türkiye'nin de kaybetmesidir. Temel hak ve özgürlüklerin kaybetmesidir. Daha çok savaş, ölüm, açlık ve yoksulluk demektir. HDP'ye yönelik dokunulmazlık yasalarının kaldırlması öncesinde HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, bu suça ortak olanlara yarın sıra size gelecek demişti. Söylediği gibi oldu. Bu gün geçmişte yaşanan hatalardan ders çıkarılmazsa ve tedbirler alınmazsa, yarın daha büyük felaketler yaşanacaktır. Bu seçim, felakete giden son kavşaktır. Yönümüzü temel hak ve özgürlükler yoluna çevirelim. Asgari ortaklıkta buluşup Türkiye halklarına reva görülen kötülüklere dur diyelim.

RTE-AKP diktatörlüğünü durdurmada ikinci adım, CHP cumhurbaşkanı adayının desteklenmesidir. CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi kendi aralarında anlaşmışlar. HDP'nin ikinci turda kendilerini desteklemelerini bekliyorlarsa bu kabul edilemez. Bu hem HDP'ye ve seçmenlerine hem de Türkiye halklarına saygısızlık olur. CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, HDP ile yapılacak ilkeli bir itifakla desteklenebilir. Buna yanaşmayanlar,  yaşanacak felaketlerden sorumlu olacaklar.

Karer Bölgesi halkı, şimdiye kadar CHP'ye ve HDP'ye oy verdiler. CHP'ye oy veren Karerliler ile HDP'liler, temel hak ve özgürlükler konusunda hep omuz omuza olmasını bildiler. Demokrasi, eşit ve özgür bir dünya her iki tarafın ortak özlemi ve mücadele konusudur. Bu seçimde, CHP'ye oy veren Karerlilerin de HDP'yi desteklemenin RTE-AKP diktatörlüğüne en büyük engel olacağını unutmamalıdırlar. Bu sadece CHP'ye oy veren Karerlilerin yapması gereken bir şey değildir. Başka illerdeki CHP'lilerin de başka partilere oy veren temel hak ve özgürlükleri savunanlar da yapmalıdırlar.

 

AV-KAR YÖNETİM KURULU