ShowcaseImage

İlk  okulu bitirdikten sonra Bingöl’de ortaokula başladım. Ortaokulu Sadık abimin evin de okuyordum,Bingöl’de, Derê Qeseran’de oturuyordu.

Bu mahalle de Karer’li bir çok komşularımız vardı. Hüseyin Morsümbül’ün babası Hanifi amcada abim gilin evine 100 metre sol tarafın da oturuyorlardı.

Hüseyin Morsümbül’le aynı mahalle de kalıyorduk, okul dağıldıktan sonra mahalle de misket oyunu oynardık,futbol oynardık.

Mahalle kavgalarında hep beraberdik Hüseyin hep üstün çıkmak isterdi, hiç yenilgiyi kabul etmezdi.

Hüseyin Morsümbül’le çocukluk ve gençlik hayallerini paylaştık.

Hüseyin devrimci düşüncelerle tanışınca kendisi gelirdi bize anlatırdı,bizi kazanmaya çalışırdı.

Hüseyin’le bir gün Bingöl de çarşıda yürüyorduk arkamızda bir gurup geldi Hüseyin e vurdu bende kavgaya girdim kavgada bir birimizi iyi korumuştuk. Daha sonra o gurup kaçtı ben Hüseyin e sordum?

- bunlar kimdi, sana niye vurdular, Hüseyin?

-Vuranlar faşistlerdir . dedi.

Ben faşistlerin  ne olduğunu bilmiyordum,ne iş yapar deyince güldü. Sana sonra anlatacam dedi.

Bu olaydan sonra hep Hüseyin’le beraber oldum,artık bazı şeyleri okumaya başladım.

Ortaokul’un ikinci sınıfında devrimci düşüncelerle tanıştım,devrimci düşüncelerle tanışmamla birlikte Ortaokul ikinci sınıfında itibaren başladım faşistlere karşı mücadele etmeye hemen hemen bütün kavgalarda olurdum.

12 Eylül 1980’de faşist cunta iktidara geldi. 23 Ekim 1980’de Kiği’da gözaltına alındım. Kiği’da beş gün kal diktan sonra beni askeri bir arabayla Bingöl jandarma kışlasına getirdiler,soğuk bir hücreye attılar.

Bu hücre bir metrekareden daha küçüktü,minnacık cüssemle iki büklüm olmama rağmen sığmıyorum penceresi yok.

Gecemi ,gündüzmü farkında değilim,Sonbaharın ayında bir cehnnem soğukta dişlerim çatırdıyor soluk almaya çalışıyorum alamıyorum bu yetmiyormuş gibi hücrenin diz boyu kadar su var.

Bitişik hücrelerden gelen çığlıkların ve feryatların,gökyüzünü yırtıyor adata .Biraz sonra başıma gelecekleri düşledim bir bir.

Henüz 17 yaşındaydım işkencecilerin o çirkefliğini 17 yaşında benliğime kayıt oldu.

Hücremin kapısı büyük bir gürültüsüyle irkildim,bir kaç kişi önce ellerimi arkadan ve sonra gözlerimi sıkıca bağladı.

Yürü ulan sorguya demir çubuklar’la tekme tokat döve döve sorgu odasına götürdüler.

Vurdukça aldığım darbelerde kendimden geçiyordum bütün bunlara rağmen beni ikinci katan aşağıya zemin katına götürdüler o sırada biri bu işkencecilere bağırdı siz bunu kucağınıza mı alıp getirdiniz dedi,hani kan dedi.

Beni tekrar ikinci katta götürdüler ikinci kata merdivenlerde yuvarlata yuvarlata zemin katına getirdiler.

Ağızımda burnumda kan akıyor,gözlerin ve suratım mosmor olmuştu,işte böyle getireceksiniz karşıma dedi.

Bağıran Durmuş Coşkun Kıvrak o dönemde Bingöl jandarma kışlasında yüzbaşı rütbesinde olan Özel Harp Dairesinde görevli bu yüzbaşı Bingöl halkına çok acı çektirdi.Bingöl halkı bu yüzbaşıya Qebrak yüzbaşı diyordu.

12 Eylül’de Türkiye ve Kürdistan’da ilk göz altında kayıp olan devrimci kimliğiyle tanınan Hüseyin Morsümbül’ü insanlık dışı işkencelerle öldüren ve daha sonra göz altında kayıp eden Hüseyin Morsümbül’ katili Durmuş Coşkun Kıvrak.

Bir gece 3 – 5 nöbetçisi olan asker hücrenin kapısını açtı gözlerim bağlıydı bana şöyle dedi.

“-Hüseyin Morsümbül’ü işkencede öldürdüler  taş bağlayıp Murat suyuna’mı atılar çukur kazıp yerini dibine mi gömdüler bilmiyorum ama öldürdüklerini çok iyi biliyorum.”

Ben cezaevine gitikten sonra abim Sadık cezaevinde ziyaretime gelince kendisine söyledim Hüseyinin ailesine söyle Hüseyini işkencede katletmişler .

Son yüzyılda T.C devletine itaat etmeyi reddeden Kürdlerin cenazelerine yönelik yok etmeler kayıp etmeleri insanlık dışı işkencelerden sonra derelere,nehirlere,askeri çöplüklere atılan sonuç olarak mezarda mahrum bırakılan Kürdlerin sayısı yüz binlerle ifade ediliyor.

Hüseyin Morsümbül’ün annesi Sosên (Fatma)ana şöyle diyor.

“- Oğlum 17 yaşındaydı yakışıklı insan ilişkileri sıcak olan bir kişiydi..”

Sosên ana o tarihte 2016 kadar onun için ağlamadığı gün yoktu.

Hüseyin’imi sordum dağlara bekleme boşa gelmez dediler.

Gözaltına alınan insanlar olunca Sosên ana çok tedirgin olurdu,bu gözaltına alınan insanlar cezaevine gönderildiği güne kadar hep dua ederdi.

Canımız kanımız olan evladımızı kaç yaşında olursa olsun kaybetmek dünyadaki en büyük acılardan biri şüphesiz.

Kürdistanlı bir çok anne çocuğunu bu kirli savaşta yitirdi.Bir çok anne çocuğunun cenazesine ulaşmış değil,yetirdiği çocuğun kemiklerini bulmak için her gün acı çekmekte.

2015 yılında Bingöl’e gittiğimde Cumartesi Annemiz SOSÊN (FATMA) Annemizin evinde gitim.

Kendi duygularını şu şekilde bana ifade etti!

“- Gözaltında kayıp olan insanların  anne ve babası için çok zor özellikle ilk iki üç yıl bu duyguları hissederler.

Kapı çalındığında acaba o mu (!) duygusuyla kapıya koşuyordum!

Her korna sesinde pencerede dışarıya bakıyordum! Her telefon çaldığında acaba onun sesini duyabilirmiyim duygusuyla telefonu alıyordum!. Hep gelecek diye bekliyorlar,bütün Cumartesi anneleri ölümü hiç düşünmezler.

İki üç yıl bu duyguyla gecesi gündüzü zindan olur yemez içmezler,uyku gözlerine girmez.

Son 4-5 yıl geçtikten sonra bu sefer ölüsüne bile razıyım duygusu başlar.

Bir mezar taşı olsun mezarını koklayım diye. Benim bildiğim kadar dil acıyı tarif etmez.Bütün yakınlarını kayıp eden insanlarda bu duygu var......”

 diyordu!

Akşam yataklarınıza giderken başınızı yastığa koyarken beş dakika düşünün evinizden çocuklarınızla oturuyorsunuz, ailenizle, eşinizle, çocuklarınızla sofrada yemek yiyorsunuz, kapı anında büyük bir gürültüyle kırılıyor içeri özel timler, polisler, askerler giriyor,bütün ailenizi ayağa kaldırıyor ve yüzünüze tükürüyorlar. Sofraya tekme vuruluyor, sofradaki her şeyi birbirine katıyorlar, küfür ediliyor ve ailenizden birisini alıp götürüyorlar bir daha geri gelmiyor?

Cumartesi Anneleri’nin gösterilerinden yitik babalarının resimlerinin asılı olduğu evlerde veya sürgün edildikleri,kentlerde o acıları çekerek bu öyküleri dinleyerek büyüdü.

Bütün bunları gören yaşıyan çocuklar.Bugün dağlarda savaşanlar,sokaklarda direnenler, mecliste olanlar bu çocuklardır.Bu çocuklar kendi çocuklarına bu acıları tramvayları yaşatmamak için özgürlükte başka bir şey düşünmezler.

Kürdistan çocukları savaşı kitaplardan okumadı bizat yaşayarak öğrendi.

EKİN MORSÜMBÜL 10-11 2012 Eylül’de Şemzinan’a bağlı Evliya boğazını ele geçirmek için harekete geçen ve özel timlerden oluşan Türk sömürgeci ordusu dört kolda Ekin’in içinde bulunduğu gerilla gurubun etrafı sarılmış çıkan çatışmada Ekin ve dört arkadaşıyla beraber şehadete ulaşmıştı.

Ekin Morsümbül’ün yaşamı bir kaç sayfayla anlatılamaz.

18-19 yıllık devrimci bir yaşam öyküsü var,yaşamı bir romandır.

HÜSEYİN VE KARDEŞİ EKİN MORSÜMBÜL’ÜN Şahsında bütün devrimci ölümsüzleri saygıyla anıyorum.

 

Yaşar Dayanç