ShowcaseImage

İlkokulda çok çalışkandım çook. Daha 3.cü sınıftaydım ama üçe değil, dört ve beşe çalışırdım. Öğretmenler bendeki cevheri hemen fark etmişti “Aferin oğlum,,,sende istikbal var. baban seni okutmaya devam ederse büyük adam olacaksın” şeklinde gaz veriyordu.

Babamda biraz ağalık, hanedanlık ve muhtarlık falan olduğu için okula her atanan öğretmen mutlaka onunla tanışırdı. Öğretmenler çoğu zaman bize gelir,yer içer sohbet ederlerdi. Hatta sohbetler uzayınca bazı geceler bizde kaldıklarını hatırlıyorum.

Babam okumaya, konuşmaya ve insanlara sevdalıydı. Kitap okumayı çok severdi. Daha o zaman Yaşar Kemal’lin İnce Mehmed’ini okumuştu . O yaşlarda bize İnce Mehmed’i anlatırdı. Ben okul okumaktan ziyade hep İnce Mehmed olmak istemiştim. Kötü adamları dövmek, ağalığa ve zorbalığa karşı durmak istiyordum. Romandaki Abdi Ağa gibilerini yer yüzünden yok etmek istiyordum.

Zaten ne olduysa o zaman oldu bana..

Bir daha da toparlanamadım. Lakin bu işe babamdan başlamam gerekiyordu. İlk önce babama karşı baş kaldıracaktım. Çünkü babam da ağa idi…Bereket babam öyle o ezen,sömüren faşo ağalardan değildi. Zengin bile değildi. Sadece hümanistti. Evini ve sofrasını her kese açık tutardı.

Ancak babamın Yaşar Kemal hayranlığı çok fazla sürmedi. Köy yerinde kitap bulamadığı için bize gelen öğretmenlerden kitap istiyordu. Öğretmenler de okulun kütüphanesinde ne varsa onu getiriyordu. Lakin bir sorun vardı; babam okuduğu kitapların etkisinde fazla kalırdı. Okuduğu her kitap onun hayatında bir iz bırakmıştı.

Bir ara Atatürk ile ilgili kitaplar getirdiler. Babam İnce Mehmed’i bıraktı Atatürkçü oldu. Zaten köyümüzde her baba biraz Atatürkçüydü. Biraz da chp.lidi. Bu kitapları okuduktan sonra babam iyice Kemalist olmuştu. O aralar doğan bir kardeşime “Kemal “ismini koyarak Atatürkçülüğünü hayata geçirmişti. Sonra kütüphaneden Osmanlı Tarihi ile ilgili kalın kalın kitaplar gelmeye başladı. Sıradaki çocuğuna Barbaros ismini verdi. En son Ziya Gökalp’ı okumuştu. Türkoğuz ismi de böyle verilmişti diğer kardeşime.. Bereket hocalar komünist kitaplar getirmiyordu. Yoksa Allah muhafaza benim adım Marx, ağabeyimin ismi de Mao olurdu. Mao Zedong, artık biz kısaca ona Maho derdik. Hiçte fena olmazdı..)

Gerçi 12 Eylül döneminden sonra ne chp, ne de Atatürkçü olmak babamı kurtarmamıştı. Onu bir sabah aldılar götürdüler. Suçu terör örgütüne yardım ve yataklık etmekti…Muhtar olması nedeniyle komutan babamı tanıyordu. Çayını içmiş, ekmeğini yemişti. Babama kelepçe takmak isteyen askere kızmış ve onun toplum içindeki saygınlığını yere düşürmemişti. Evet,,artık babam 66 yaşından sonra terörist ünvanını almıştı.(!) Suçu ise muhtarlık görevini ifa ederken dağdaki Pkk.lileri görmemek ve devlete ihbar etmemekti…                                                                                    

Bir sabah babamı aldılar götürdüler. Nereye götürüldüğünü bilmiyorduk. Ona ne yapacaklarını da…Artık odamızın duvarında yan yana asılı duran Atatürk resmi ile Kuran-ı Kerim yalnız kalmıştı. Onun yaşamı boyunca biraz Kemalist, biraz chp.li, biraz da cumhuriyetçi olduğunu kimse dikkate almamıştı. Ne millet anlamıştı ne de devlet oğlu devlet..Babamı hiç iyi karşılamamışlar..İçeride kaldığı sürece ona çok kötü davranmışlar. Kaba işkenceye uğradığını gururuna yedirmediği için kimseye anlatmıyordu..Daha sonra onunla beraber yatanlar söylemişti.. Babamın boyu çok uzundu. Onlarca kişi daracık yerde, beton üstünde yerde yatmak zorunda kalmıştır. Aynı hücrede bulunan diğer zanlılar babamın boy avantajını kullanarak kafalarını onun bedenine koyup öylece uyumuşlar.

Evet artık babamız 66 yaşında bir teröristti(!)…

Tabi bizler de onun evlatları olarak tam on kardeş terörist çocuğu olmuştuk…

Yıllar boyu bize hep “iyi birer insan olun, iyi vatandaş ve vatansever olun” diyen adam artık hiç hak etmediği bir yerdeydi. Çocuklarına söz geçirmişti ama kendine söz geçirmemiş olacak ki(!)o yaşta mahpuslara düşmüştü.

Bir süre sonra babamı saldılar. Babamın evine gelen,onunla dost gibi görünen,ekmeğini yiyen,suyunu içen çakallar ihbar etmişti. Yalan ve iftira ile içeri atılmasına sebep olmuştu…Ama mahkeme bu hain tuzağın farkına varıp babamı salmıştı…Ancak babam bir daha toparlanamadı. Sağlığı bozuldu..Zaten muhtarlığı da elinden aldılar. O yaşta devlet tarafından gördüğü kötü muamele ve hakkındaki iftiraları içine sindiremedi. Chp’yi de, Atatürkçülüğü de bıraktı. Devletin onu sürüklediği tarafa yöneldi.

Neyse,,babamdan söz açmışken dertlendim,,konuyu dağıttım. Asıl mevzu benim zeki ve çalışkan bir çocuk olmamdı. Üçüncü sınıfta iken dört ve beşlerin kitaplarını okuduğumu söylemiştim. Evimize gelen öğretmenlerin babama beni övmeleri zararıma olmuştu. Babam öğretmenlerin hakkımdaki olumlu kanaatlerinden çok etkilemiş olacak ki beni yanını çağırdı “Bak oğlum dedi. Sen çok zeki bir çocuksun. Artık okumana gerek yoktur.” Ben de bıraktım okulu mokulu…Aldım başımı doğru İstanbul’a.. Ama buralarda benim zeki ve çalışkan olmam geçmiyordu.

İşe girecem diploma istiyorlar. Ruhsat alacam diploma…ehliyet bile vermediler bana…

Git diplomanı dışarıdan bir yerde al gel dediler..Kızdım gitmedim...

 

Mustafa Kılıçgedik.