ShowcaseImage

 

1975-76 yıllarıydı...Bayrampaşa Kartaltepe'de 6 çocuklu rahmetli eniştem ev kiralamıştı. Bir fabrikada işçi olarak çalışıyordu. Aldığı ücretle tam 8 nüfus geçindiriyordu.Okumak için gelmiştim İstanbul'a. Benle beraber o evde tam 9 kişi yaşıyordu. Büyüyen diğer çocukları da artık çeşitli okullara gitmeye başlamıştı...

Çok zor yıllardı. Göç zamanıydı..Aşk, ekmek ve özgürlük bizden yıldızlar kadar uzaktı. Karer'de çocuk düşlerimizi kar altında bırakıp gelmiştik.Üstümüz başımız üryandı..üstümüz başımız kan-ter içindeydi. Memleketin aylar süren kış mevsimi en çok çocuklara acımıyordu.Ham çarık, kıl çorap koşturur dururduk. Hayallerimiz hep başka bahara ertelenirdi.Bir dere, iki dağ arası yok olmuştuk,,Bir orman, iki yayla arasında hiç olmuştuk.. Acılarımız dilsizdi..Devletsizdik...Kimliksizdik..

Artık kendi ülkemizde mülteci olmuştuk.. Her birimiz bir yerlere savrulmuştuk. Göçebe hallerimiz siyah-beyaz türk filmlerine konu olmuştu. Yılmaz Güney fakir oğlan olur bizi oynardı.Filiz Akın ise şımarık ve zengin kızı...Bu yüzden hiç bir film mutlu sonla bitmezdi. Bu yüzden bizim payımıza hep ayrılık şarkıları düşerdi.!

İstanbul'a daha önce gelenler bir şekilde geçinip gidiyordu. Ama sonra gelenler ev ve iş bulana kadar geçici olarak en az bir kaç gün bile olsa oradaki akrabalarının yanında kalmak zorundaydılar...

Bize de çok gelenler vardı. Karer köylerinde akrabalar ve tanıdık her gelen mutlaka bir süre bize misafir olurdu. Bu akrabalarımın arasında en çok Yüksel aklımda kalmış.En çok onunla güzel anılarım olmuştu, en çok onunla bir birimizi sevmiş,kısa sürede iyi bir akraba ve arkadaş olmuştuk. Yüksel, Şirnan köyündeki Mesiye halâmın oğluydu. Esmer, nur yüzlü,ailesini ve akrabalarını çok seven,sayan farklı bir kişiliğe sahipti. Benimle olan benzerliği dikkatlerden kaçmıyordu.Hem sima hem de esprili ve cana yakın kişiliğiyle beni solluyordu. Feodal ilişkiler ve akraba bağları cihetinde onun yanında daha dünkü çocuk sayılırdım. Beraberce çok hoş vakit geçiriyorduk.İkimiz de çok fazla maç meraklısı olmadığımız halde beraber maça gittiğimizi,,, takım tutmadığımız halde bol bol hakeme küfür etiğimizi bugünkü gibi hatırlarım. Bazende kahveye gider pişti oynardık. Piştide beni oyuna getirip her defasında o kazanırdı. Ama çay parasını gene kendisi öderdi.

Yüksel, okulu bırakıp İstanbul'da işe başlamıştı. Eniştemlerde kalması çok fazla sürmedi. Ama o kısa sürede onunla çok uzun ve güzel vakit geçirdik. O'nunla benzer yanlarımız çok fazlaydı..

Bizim evde tek çalışan eniştem olunca baya bir ekonomik sıkıntılar çektik. Artık hala oğluyla birlikte 10 kişi olmuştuk. Ama hala oğlu kendi masraflarını genellikle kendisi karşılar ablamlara yük olmazdı. Zaten çok da kalmadı. Ancak bu arada veresiye aldığımız bakkaldaki borcumuz çok fazla artmıştı. O zamanları her mahalle bakkalının kocaman bir veresiye defteri vardı. Hesap yapılıp ödeme vakti gelince iki belge karşılaştırılsın diye ayrıca her müşteriye küçük birer defter verilirdi.O defterler bu günkü kredi kartı işlevini görürdü.. Bizim defter sonuna kadar dolmuştu. Eniştem artık borcu ödeyemez olmuştu. Bu dar boğazlı durumumuz tam da rahmetli kuzenimin bizde kaldığı döneme denk gelmişti. Yüksel bu ekonomik sıkıntının farkında idi ve zaman zaman çok üzüldüğünü, bir şeyler yapmak istediğini benimle paylaşırdı. Çünkü bakkal biriken borçtan dolayı ekmek bile vermemeye başlamıştı.  Hepimiz bu dar boğazdan kurtulmak için bir çareler ararken en büyük katkıyı Yüksel vermişti.

O güzel insanla tanışıp kısa bir zaman dilimi bile olsa arkadaşlık ve akrabalık yaptığım için çok mutluyum. Hal-hareketlerim, yüz ve mimiklerim ona benzediği için kendimi çok şanslı hissediyorum. İyi ki Yüksel'i tanımışım. İyi ki halam seni doğurmuş ve iyi ki seni sevmişim. Allah gani gani rahmet etsin. Mekanın cennet,ruhu şadolsun. Bu dünyada senin yerin yokmuş be ciğeram.. Bu dünya bir tek sana dar geldi. bir seni barındıramadı..  O apansız, o kalleş hastalık bula bula gencecik yaşta seni buldu bizden kopardı aldı götürdü.!  Sen gittin ya, seni sevenleri geride bıraktın ya, şimdi onlarda çok mutlu değil gula çiyam.. Sensiz bir dünya onlara da iyi gelmiyor artık. Sen olmadan hiç bir şeyin tadı-tuzu yok artık. Herkese o sıcacık yüreğinde yer veren soylu arkadaşım, güzel yoldaşım..İnan ki ailendeki herkes seni çok özlüyor.. Bunu bilmeni istedim can dostum.. Ama iyi insanlar erken ölüyor işte..Artık bu dünya senin gibi yangın yürekli insanları taşımayacak kadar çok kirlendi. Artık üzülme..Bize kötü günün dostu olduğunu gösterdin. Sen yufka yüreklidin...Yaşadığın sürece bazı şeylere gücen yetmediği için sakın üzme kendini.

Ama sen öyle tertemiz,öyle saf, öyle Karer'in dağlarından çağlayan su kadar berraktın,öyle köyden geldiğin gibi onurllu ve şerefli bir Xorti Kurdan, bir hewalan delal olarak, hiç bozulmadan,yozlaşmadan ve senden sonrası memleketin bu rezil halini görmeden erkenden göçüp gittin. Sen ve senin gibi yüreği güzel insanların olmadığı bir dünyaya lanet olsun.. Artık sensiz Şirnan güzel değildir kuzen... Senin olmdığın Zuxur yaylası yıkıldı virane oldu..  Sen olmadan bu kentte yaşam çekilmez oldu.. Senin gibi kafa dengi,beni anlayan,bazen güldüren,bazen hüzünlendiren, bazen düşündüren arkadaşım yok artık.! İyi insanlar birer birer çekip gittiler ciğeram..

Kötüler çoğaldı, kötülükler çoğaldı. Artık hiç bir şey bıraktığın gibi saf ve temiz değilidir Yükselimiz, kardeşimiz,can dostumuz, yürek yaramız..

Büyük usta demiş ya : "O iyi insanlar, O güzel atlarına binip çekip gittiler.

Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık !...

 

Mustafa Kılıçgedik.