ShowcaseImage

Geçenlerde çok eskiden tanıdığım bir avukat arkadaşımın bürosuna uğradım. Arkadaşım aslen Bingöllü.. Lakin hemşeri çevresi genellikle benim gibi Kiğı-Karer civarıdır.. Ziyaretim nedeniyle koca koca hukuk kitapları arasında kafasını kaldırmaya vakit bulmuştu. Çay içiyorduk.  Her zamanki gibi memleket meselelerini konuşuyoruz. Bir ara şaka ile karışık bana; "hocam sizin oralarda bana ekmek çıkmaz.Çünkü suç işlemiyorsunuz" dedi.. Şaka da olsa gerçek bir yanı vardı. Nedenini sordum.

Avukat;  "benim müşterilerim genellikle suç işleyen insanlardır.. Ama sizin oralarda çok nadiren adli suçlar işleniyor. Siyasi davalara bakmıyorum. Diğer davalar şimdiye kadar hiç gelmedi..Bazen boşanma davaları geliyor..Boşanmalar son zamanlarda arttığı halde yine de Türkiye genelinin altındadır. "

Avukatın bu tespiti bana çok ilginç gelmişti..Hata arkadaşıma müşteri çıksın diye suç işleyesim geldi. Lafı mı olur, sırf hatır için gidip aslanlar gibi yatardım. Öyle ya; biz hırsızlık yapmıyoruz. İnsan öldürmüyoruz. Karınca bile incitmiyoruz. Yolsuzluk yok.. Kap-kaç yok, dolandırıcılık yok.. Geriye ne kaldı? Siyasi suçlar...

Öncellikle neden böyle oluyor? diye sormak gerekir.. Biz neden böyleyiz? Okuma-yazma oranı fazla ama suç işleme oranı düşük.. Bu durum her zaman doğru orantılı işlemiyor.Genelleme yapılınca memleketin gerçekleriyle uyuşmuyor. Peki psikolojik, sosyolojik, kültürel, etnik ve inanç bazında bir değerlendirme yapılabilir mi? Elbette yapılır. Ama bu beni aşar.. Bu konuda bir fikrim var.Lakin bilgi sahibi değilim.Doğru sonuca ulaşabilmek için bir araştırma yapıp konunun uzmanları ile konuşmaktan fayda var.

Fikir sahibiyim dedim ya.. Bana göre bu durum tamamen sosyolojik bir hadise. Çünkü biz saz çalarız, türkü söyleriz, şiir yazarız. Yani edebiyatı biliyoruz. Sanattan anlıyoruz. Modern dünya gerçekleri ile bağlarımızı koparmıyoruz. Bir toplumda aydınlanma olmayınca gelişme olmazmış.. Karer insanı olarak bilime, sanata, doğaya açık bir toplumuz.. Mesela bizi yönetenler bu kültürden çok uzaktır.. Nitekim Selo Başkan saz çaldı diye uzun süre tiye alınmıştı.

 Bir de Alevi inancı çok önemli bir faktör.. Alevilik hem bir inanç hem de felsefedir.. Bana göre günümüzde artık karşılığı olmasa da "incilsen de incitme,, sağ yanağına vurursa, sol yanağını da çevir, ya da; “bir dost bir post yeter bana" gibi pozisyonların rolu vardır.. Ancak ben bu durumu kabul etmiyorum..Çünkü bu söylem hem her kavgada dayak yememize sebep olur hem de bir teslimiyetin ifadesidir.Oysa Hz.Ali de, Pir Sultan Abdal'da haksızlıklara karşı baş kaldırdıkları için öldürüldüler.. Sol düşünce bu felsefeye çok uygundur. Çünkü solculuk, ezilenin ezene karşı direnmesidir.. Nitekim solculuktan hapis yatan ve ölen insanlarımızın sayısı az değildir.

 Zaten Türk edebiyatının içinden Yunus Emre'yi,  Dadaloğlu'yu, Pir Sultan'ı, Hacı Bektaş-ı Veli yi çıkarırsanız geride pek birşey kalmaz.  Ne sanat kalır ne edebiyat.. Müzik için de aynı şeyi söyleyebiliriz.. Neşet Ertaş, Aşık Mahzuni Şerif ve Aşık Veysel en belirgin örneklerdir.. Kala kala geriye marşlar kalır.. Bir de kahramanlık şiirleri.. Zaten sağın sanatı yoktur. Sağın sineması, filmi, şiiri ve edebiyatı yoktur. Sağda Osmanlıdan bu yana değişen pek bir şey olmadı.

Gelelim bize... Öyle ya,, tüm bu olumlu şeylere rağmen biz niye böyleyiz? Biz niye böyle olduk? Niye hiç birimiz iflah olamadık? Neden hikayelerimiz mutlu sonla bitmiyor. Geçen gün bir yazı yazmıştım..Adı "Zirve".. O makalede aynen şöyle demişim;"Bir terslik vardı bu topraklarda..Onca kutsal mekan,onca şehid-şüheda,,verilen lokmalar,niyazlar,,, Kesilen kurbanlar, dillerden düşmeyen dualar fayda etmedi..O topraklar hiç kimseye yar olmadı. Herkes bir yerlere göçtü gitti.. Baykuş kapımızda eksik olmadı.. Ağıtlar hiç susmadı."

Doğru değil mi? Etrafınıza bir bakın.. En zenginimiz de mutsuz,,en yoksulumuz da..Avrupa ülkelerine giden gençlerimiz kimsesiz ve kimliksiz ölüyorlar. Gencecik fidanlar düşüyor toprağa.  Anne babaları tam rahata ermişken yıllar sonra posası geliyor doğdukları topraklara.

Büyük şehirlere göçenler de böyle zamansız ve apansız gidiyor.Yaşama kalitesi ile yaş ortalaması memleket sıralamasının çok gerisinde kalmış.. Yüzler sararmış solmuş,bakışlar anlamsız ve donuk..Tam rahata erecekken kötü bir hastalık, ya da ani bir ölüm ile göçüp gidiyoruz. Böyle isim vererek onlarca insan sayabilirim.. Sizler de çevrenize bakarsanız bu gerçeği göreceksiniz.

 "İyi insanlar erken ölür, dünya kötülere kalır" derseniz bu sizi rahatlatır. Ama gerçek bu değildir. Oysa biz çok güzel insanlarız.. Bakınız  Karer toplumunda dilenci yoktur..

Dilenci niye yok?

Çünkü açlıktan ölsek bile dilenmeyi gururumuza yedirmeyiz.. Çünkü, biz fakir olsak da onurluyuz.

Bir düşünür  demiş ya; ”Az şeye sahip olanın köleliği de az olur,  yaşasın asil yoksulluğum!”

Ya da; "Azdır aşım, dertsiz başım,, der güler geçeriz. Yani kendimize küçük bir dünya yaratmışız.. Bu dünya ile yetinen, küçük şeylerden mutlu olabilen insanlarız.

Karerli olup yaşlandığı için, kimsesiz olduğu için huzur evinde yatan yaşlılarımız yoktur. Huzur evleri niye yok? Çünkü kimse anne-babasını, yaşlısını sahipsiz bırakmaz..mutlaka yanına alır.  

Avukatın dediği gibi;  “ Hırsızlık yok, dolandırıcılık yok, kap-kaç yok, mafya yok, çete yok.. Kala kala siyasi suçlar kalıyor. Bunun sebebi ise; uğradığımız haksızlıklar, ezilmişlik duygusu,  gelir dağılımındaki adaletsizlik, ayrımcılığa uğramak .”  üvey evlat muamelesi görmek..üstüne bir de o coğrafyanın iklim koşullarını eklerseniz, o bölge insanlarının dargınlığını, mutsuzluğunu, hatta isyankarlığını anlayabilirsiniz.  Bu kadar iyi olmasına rağmen böylesine kötü bir soncu hak etmeyen tek halk bizim oranın insanıdır.

Peki neden böyle oluyoruz dotmam? Dere kenarında ölen kürdün hikayesine benziyoruz; 

"Su var, soğan var, ekmek var  da bu kürt niye öldü?"

 

Mustafa Kılıçgedik