ShowcaseImage

 

Mekkeli Tüccarlar yapılan anlaşmadan son derece memnundular. Daha ne isteyebilirlerdi ! Peygamber’e her isteklerini kabul ettirmişlerdi. Ticaretlerini güvenceye aldıkları gibi inançlarına ve geleneksel yönetim sistemlerine yakın tehdidi de şimdilik bertaraf etmişlerdi.

Hicret’ten bu yana geçen yedi yılda  zaferden zafere koşan Müslümanların Kabe’yi tavaf etme karşılığında bunca taviz vermeleri moralleri bozmuştu. Ama kararı veren "Allah’ın Elçisi" olunca akan sular dururdu. O yıl Kabe’ye girilmedi ama alınan bu kararla bir yıl sonra herkesin kaderi köklü olarak değişecekti. Bunu öngören tek kişi Muhammed olacaktı.

Hudeybiyeanlaşması’ndan sonra ortaya çıkan durumu Kurban Said şu cümlelerle ifade ediyor: “Tüm çöl yasalarını çiğneyen, kutsal aylarda kervanlara saldıran, kabilelerin güçlerini kıran, kuyuların ve hurma ağaçlarının kutsallığını tanımayan Muhammed’in, şimdi artık çöl yasalarını kabul ettiği ve başka herkes gibi Mekke’ye hacca gideceğini bildirdiği haberi her vadiye, her kabileye yayıldı”. (age. sf.259)

Peygamber Muhammed Hudeybiye’de yapılan anlaşmaya harfiyen uydu. Mekkeli tüccarların kervanlarına saldırmaya son verdi ve Müslümanlar’ın inisiyatifi dışında benzer yağmalamalar yapan çetelere fırsat vermedi,  Mekke’ye karşı suç işleyen kişileri Müslümanlığı kabul etseler bile iade etmek de tereddüt etmedi. Böylece Mekkeli tüccarların bir dönem en büyük endişe kaynakları olan bu sosyal hareket çöl tarafından hüsnü kabul görmeye doğru evriliyordu.

Bu dönemde büyük bir adım daha attı. Dünyanın altı büyük liderine 6 tane elçi gönderdi. Bizans ve İran imparatorlarına, Habeşistan ve Hira krallıklarına, Mısır Valisi’ne ve YemameEmiri’ne bu elçiler aracılığıyla gönderdiği mektuplarda, bütün bu liderleri İslam’a ve Peygamber’e boyun eğmeye çağırıyordu. Elçiler Medine’den ayrıldıklarında tarih 11 Mayıs 628’i gösteriyordu

Mekke ile hesaplaşma günü gelecekti elbet. Ama ondan önce hal yoluna koyulması lazım gelen eski bir hesap vardı. Arabistan’da Hiristiyanlar fazlaca bulunmuyorlardı. Ancak vadilere yerleşmiş çok sayıda Yahudi vardı ve son yıllarda Muhammed’e karşı kurulan tüm fesat ve fitnenin içinde bunların parmağı olduğu Müslümanlar arasında yaygın bir inançtı.Yahudiler’in bu yerleşim yerlerininbaşında  Medine’nin kuzeyinde, hurma ağaçlarıyla meşhur Hayber kalesi geliyordu.  Peygamber’in hışmından kaçan bütün Yahudiler ve Araplar bu kaleye ve çevresine sığınmışlardı.  Said’in ifadesiyle; “Hayber, zengin ve mağrur insanların yaşadığı bir yer haline gelmişti.” (sf.267) Peygamber ve ümmetine göre bu fesat ve fitne yuvası dağıtılmadan Mekke üzerinde başarı sağlamak, Mekke’yi fethetmek imkan dahilinde görülmüyordu.

628 yılında Hayber kalesi kuşatıldı. Bu kuşatmadan sonra elde edilecek ganimetin Hudeybiye’de kendisi ile beraber olanlar arasında pay edileceğini söyledi.  Birkaç ay süren kuşatmanın sonucunda kaledekiler teslim olmak zorunda kaldılar. Peygamber Muhammed o güne kadar görülmemiş bir şey daha yaptı ve teslim olanları öldürmedi. Malları mülkleri müsadere edildi ve önceden kararlaştırıldığı üzere Hudeybiye’de kendisi ile birlikte olanlar arasında pay edildi. Bununla birlikte birkaç gün sonra göç etmeye hazırlanan Hayber Yahudileri’ne yeni bir öneri götürdü. Kendi mallarının kullanım hakkı yeni sahiplerine gelirlerinin yarısını vermekarşılığında  geri verildi. Ve Yahudiler Peygamber’in hoşgörüsüne sığınarak kendileri için öngörülen yeni yaşamlarına razı oldular ve Hayber’de kalmaya devam ettiler.

Peşpeşe atılan bu siyasal adımlar ve idari kararlar  Peygamber ve İslam Devleti’ne karşı oluşan önyargıları değiştirmeye başlamıştı. İslam Devleti’nin hazinesi ganimetle dolmuştu ve Medine’deki Müslümanların durumları eskiye nazaran çok iyiydi. Dolaysıyla ganimet savaşlarına bir dönem ara verilebilirdi.

Hudeybiyeanlaşması’ndan bir yıl sonra silahsız olarak ümmetiyle birlikte ibadet etmek üzere Mekke’ye hacca gitti.  Haccın gerektirdiği tüm ibadetleri yaptı. Kabe’yi tavaf etti, etrafında yedi tur attı, Hacer-i Evsed’i öptü, Haşimiler’in mirası ve mülkiyetinde olan Zemzem kuyusunu ziyaret etti. Mekke’de kaldığı bu üç gün içinde çok önemli bir şey daha yaptı. Meymunebinti Haris adında 52 yaşındaki dul bir kadınla evlendi. Peygamber Hatice’nin ölümünden  bu yana bir dizi evlilik yapmıştı. Bunların sayısı iki  elin parmaklarını geçiyordu. Bu konuyu “Müminlerin Anneleri” başlığı altında ayrıca yazacağım için şimdilik üzerinde durmayacağım. Ancak bu evliliğin çok önemli bir getirisi olacaktı. O da o güne kadar Muhammed’e karşı savaşlar da Mekkeliler adına büyük yararlılıklar göstermiş olan ve özellikle Uhud savaşındaki performansı ile Peygamberin ilgisini çeken HalidİbnülVelid ile onun yakın arkadaşı Amrİbnül As bu izdivaçla birlikte Müslümanların saflarına katıldılar. Zira Meymune, Halid’in teyzesiydi.

Hudeybiye anlaşması ile birlikte görünüşte kazançlı görünen Mekkeli tüccarlardı ama aradan bir yıl gibi bir zaman geçmiş olmasına karşılık ayaklarının altındaki toprak kaymaya başlamıştı. Muhammed’in etkisi giderek artmıştı. Ticari çıkarları eskisi gibi tehdit altında olmasa bile, Medine İslam devleti’nin yükselişine engel olmaları artık olasılık dahilinde değildi. Bu yeni koşulları değerlendiren Mekkeli tüccarlar, gelecekteki çıkarlarını güvenceye almak  ve eski husumetlerden dolayı Muhammed’in hışmına uğrama ihtimaline karşı,  Ebu Sufyan önderliğinde bir heyeti, Medine’ye göndermeye karar verdiler. Ebu Süfyan Medine’ye vardığı zamanhuzura kabul edilmedi. Bekletildi, sıradan değersiz biri gibi bir  muameleye tabi tutuldu. Gururu zedelenmişti ama yapacağı bir şey yoktu. Sonra huzura alındı. Geçmişte aralarında geçen savaş ve husumetlerden dolayı üzüntüsünü belirtti, özür diledi ve isterse Hudeybiye anlaşması şartlarının Müslümanlar ve Peygamber Muhammed lehine değiştirilebileceğini söyledi. Anlattı da anlattı. Muhammed hiç konuşmadı. Sadece dinledi ve sonra kalktı odadan çıktı ve gitti.

Ebu Sufyan bu görüşmeden eli boş ; onur ve şerefini de beş paralık ederek Mekke’ye döndü. Karısı Hind küplere binmişti. “Korkaklarla yatağımı paylaşmam” diyerek , kocasına öfkesini kusuyordu. Mekke’nin kader saati yaklaşıyordu. Peygamber Muhammed’in eline olgunlaşmış bir meyve gibi düşmesinin önünde  hiçbir engel kalmamıştı.

Peygamber Muhammed 630 yılının ocak ayında 10 bin kişilik bir ordu ile Mekke’nin üzerine yürüdü. Peygamber’in amcası Abbas, ordu kente girmeden önce Müslüman olmayı kabul etti. Muhammed, ciddi bir dirençle karşılaşmadan kente girdi. Bazı tarihçilere göre Ebu Cehil’in oğlu İkrime adında bir Mekkeli küçük bir grupla  direnç gösterdiyse de, bu önemsiz bir çatışma olarak kaldı Tekbirler arasında  Kabe’ye gitti ve önceki zamana ait farklı kabilelerin tanrılarını temsil eden üç yüz altmış altı putu kırmaya başladı.  Bir yıl öncesine kadar bu putlara tapan HalidibnülVelid ve Amribnül As put kırıcılıkta herkesi geride bırakarak üstün bir başarı gösterdiler. Kent yağmalanmayacak, kimsenin malına mülküne el konulmayacaktı. Öyle yapıldı. Mekke’nin tüccarları , aileleri ile birlikte  Müslüman oldular.  Ebu Sufyan ve karısı Hind de.

Mekke, İslam Devleti’nin en önemli kenti haline gelmişti. Bundan sonra ibadet ve ticaret artık İslam Devleti’nin ihtiyaçlarına ve öngörülerine göre yapılacaktı. Mekke’nin düşmesiyle birlikte tüm Arabistan artık Müslüman olmak ile parya kalmak arasında bir seçim yapmak durumundaydı.  Zira  diğer inanç sahiplerinin bu kentte ibadetlerini yerine getirmeleri açıkça yasaklanmıştı. Taifliler’in, hiç değilse birkaç yıl daha eskide olduğu gibi ibadetlerini yerine getirmelerine  izin verilmesi yönündeki istekleri,  kesin bir dille reddedilmişti. Buna izin verilmesi şöyle dursun, kentlerinde ki tanrıları vakit geçirmeden parçalamaları  Peygamber tarafından kendilerine bir emir olarak iletilmişti. Aksi durumda İslam orduları bu kente girip her şeyi yerle bir edeceklerdi. Taifliler, asırlardır ibadet ettikleri ata yadigarı bu tanrıları kendi elleriyle parçalamalarının mümkün olmadığını, hiç değilse birilerini göndererek onların bu işi yapmalarını istediler. Bu istek olumlu karşılandı ve Taif’deki putları kırmaya çiçeği burnunda Müslüman Ebu Sufyan memur edildi. Eski soylu tüccar, yeni Müslüman Ebu Sufyan gönülsüzce de olsa bu işi yapacaktı.

Devam edecek....