ShowcaseImage

Kendimce bir çalışma yapıyordum. Karer halkının var olma mücadelesine, dik duruşuna rehberlik edecek insanlarımız var mı diye. Çalışmamın konusu şu anda hayata olup Karer'i unutmayan,önemseyen,maddi,manevi ve akademik anlamda katkı sunan insanlardı.

Daha önce Cafer Yurtsever'i yazmıştım. Kendisini pek tanımam ama gerek Karerhaber gerekse Bingöl Haber12 gazetesinde takip ettiğim bir insanımızdı. Kendisi de beni yazılarımdan tanıyordu. Cafer beyin bir çok çalışması vardı. O makalemde bunları yazmıştım. Ayrıca "Yeşil Kartlı Ağa" hikayesinin de yazarıdır. Cafer bey hem dikkatimi hem ilgimi çektiği için hakkında araştırma yapmıştım. Netice olarak bu adam övünmeyi hak ediyor diye düşünmüş ve kendileri hakkında bir yazı kaleme almıştım. Cafer bey yazdıklarımı bulmuş okumuş, bana cevap vermişti. "Mustafa bıra beni anlatmışın teşekkür ederim ama niye ben ölmüş müyüm".🙂 demişti. Yüzüne söyleyemedim ama kendi kendime dedim Allah korusun ölsen sanki heykelini mi dikecekler. Bırak da yaşarken senin için iki satır anlatayım dedim. Övünmeyi çok hak eden,memleket için kafa yoran,karınca kaderince medya ortamında Karer'in sorunlarını dile getiren bu hemşerimize buradan bir kez daha teşekkür etmek istedim. Onun gibi Karer için çaba içinde olan insanlarımız çok fazla değil. Bildiklerimin isimlerini buradan geçirmek istiyorum. Bunu yaparken asla hiç bir kompleks içinde değilim. Böyle duyarlı insanlarımızla gurur duymaktan başka bir amacımız olamaz.

Evet dediğim gibi bu insanlar çok fazla değildir. Varsa da ben bilmiyorum. Ama buraya bir kaç kişinin isimini yazmadan geçemeyeceğim. Mesela Atilla Kızılkan...Atilla bey Karer konusunda çok duyarlı bir insanımızdır. Karer için maddi ve manevi anlamda emek verip,kafa yormuştur. Onun hep Karer diye bir derdi vardır.Doğduğu topraklar söz konusu olduğunda çok duygulanan, hata gözyaşlarını tutamayan güzel bir insandır. Hem bireysel anlamda hem de kurumsal olarak o bölgeye çok faydası olmuştur. Şimdi bilmiyorum ama geçmişte cenazelerde maddi olarak elinden geleni esirgemeyen bir akrabamdır. Ayrıca Karer üzerine yazılmış bir kaç yazısı ve şiirleri olduğunu da biliyorum. Keza Sabri Keskin'de Atilla beyle birlikte geçmişte Karer için hizmeti olan değerli bir insanımızdır. Ama ben bu yazımda çok fazla detaya girmeyeceğim. Birden fazla kişi yazmaya ne araştırmalarım yeterli ne de bilgi ve becerim var...Dolaysıyla eksik veya hatalı bilgiler verip kimseye haksızlık yapmak istemiyorum.

Elbette adı geçen insanlar hakkındaki bu yazdıklarım yeterli değildir. Ben sadece kısaca isimlerini anımsayıp özetlemek istedim.

Şimdi Ekrem Güreş'i kısaca anlattıktan sonra konu hakkında fikrimi söyleyeceğim.

Ekrem bey ile ilk tanışmamız yıllar önceydi. Dedem Mikail Ağa Olayını yazmıştı. Bu konuda bilgisi olanların kendisine ulaşmasını istiyordu. Kendisine ilave bilgiler vermiştim. Ne derece faydalı oldum bilmiyorum ama O'nu tanımama vesile olduğu için ben şahsen mutluyum. İkinci karşılaşmamız daha yeni, geçenlerde bir cenazede oldu. Ayak üstü sohbet ettik.Aslında konuşulacak çok şey vardı ama yeri ve zamanı değildi. Yüz yüze çok şey konuşamayınca ben de tuttum başka kaynaklardan Ekrem Güreş'i araştırdım. Umarım o da Cafer bey gibi "yazma kardeşim niye ben ölmüş müyüm.🙂" demeyecektir.

Yok ben yazarım. Nasıl olsa hiç birimizin heykelini dikmeyecekler.🙂 Gerçekten araştırmalarım beni yanıltmadı. Ekrem bey çok bilgili, birikimli,memleket konusunda fazlaca duyarlı, akademik çalışmaları olan entelektüel bir Karerlidir. Beş yıla yakın bir süre dernek başkanlığı görevini yürütmüştür. Kendisini Şirnan Derneği başkanlığını yaptığı dönemlerde çok daha faal gördüm. Hata çeşitli konularda yazdığı bazı yazılarını okumuştum.

Bir makalesinde şöyle diyordu;"

"Çocukluğum hep Sağyan da geçti. Yazları ırgatlara su taşıyarak, at ve eşeğin otlak yerlerini değiştirmekle geçti. Dedemin “KALO GURBAN HERE MERA AVIK SAR VERİN!” deyişleri hala kulağımda çınlıyor. Yazları onlar ot biçerken ben devamlı onlara su taşıyordum. Hep git çeşmeden soğuk su getir isteklerinde ki tedirginliği yaşadım. Çeşme epey uzak, devamlı gel gittiler alabildiğine beni yoruyordu. Bir yandan da be adam biraz önce bu suyu getirdim. “Oda su, buda su, beni yormaktan ne zevk alıyorsunuz” diye söyleniyordum.Bu yüzden yazları hiç istemiyordum.

(.....Şirnan ve Darebide okul vardı. Sağyan,Hırçık ve Yekmalılar Şirnan daki okula geliyorlardı. Körkan,Pircananlılar Darebide ki ilk okula gidiyorlardı. Geriye doğru değil,bu güne gelelim; 2010 yıllında Karerde ki okul durumuna bakalım…Sağyanda bir okul var. Peki birde nüfusa bakalım. 40-50yıl önce Karer'de nüfus 4-5 bin iken bu gün beş,altı yüz kişi bile değil, Bir halkı yok etmek için önce dillini unutturacaksın. Dillin unutulmaması için mutlaka eğitime yansıması gerekir. Yoksa yok olmaya mahkumdür."

Bir de kısa kollu gömlek hikayesi vardır. Annesi  kabul etmeyince kendisi uzun kollu gömleğini kısa kollu yapmış.Kollar yırtık-pırtık biri uzun bir kısa olunca bir anda deli gömleği oluvermiş. Tabi kendisi de bir süre deli muamelesi görmeye başlamış.🙂

Ayrıca Ekrem Bey; " Dedem Romi Güreş, Emek Sermaye Kimlik ve Kadınlarımız, Şirnan'da Ape Koço, Nasıl Bir Örgütleme, Dernekleşme-Federasyon, Pirim Deli Poyraz'dan Para Çaldım, Şirnan Köyü"...gibi 10'u aşkın yazı ve hikaye kaleme almıştır.

Ekrem Güreş, 2010'dan sonra Şirnan Derneği başkanlığını yapmıştı. Tam 4 yıl...Bu dönem hem Şirnan halkının birlik-beraberliği hem de dernek olarak yapılan çalışmalar nedeniyle en parlak süreç olarak biliniyor. Karer köylerinin içinde o zamanlar aktif olarak örgütlü bir yapı oluşturan tek köy Şirnan'dır.Ayrıca o zaman gerek Karerliler Kültür ve Dayanışma sitesi gerekse (şirnander.org) sitesi devamlı aktif durumdadır. Şimdi her ikisi de çok kullanışlı değildir. Oysa bu işte anlayan gençlerden biri görevlendirilebilir. Derneğin aylık çalışmaları,düzenlenen etkinlikler,resimler,kültür ve edebiyat alanındaki yazılar da yayımlanabilirdi. Şimdi bu gibi iletişim platformların en durgun ve en ölü dönemden geçtiğini söyleyebilirim.Ekrem bey bir festival sonrası yaşadıklarını anlatırken "Karer halkı artık salonlara sığmıyor"diye yazmış bir yazısında. Oysa şimdi cenazeler hariç gerek dernek çalışmalarında gerekse sosyal ve siyasal faaliyetlerde maalesef 10 kişi bir araya getirilemiyor.Elbet böyle olmasında ohal'ın etkisi yadsınamaz.Ama tek sebep bu değildir.

En çok üzüldüğüm şey; geçmişte Karer için emek veren bu insanlarımızın unutuluyor olması... Bende oluşan algı şu; bu tür olaylar gündeme geldiğinde veya kendileri ile konuşulduğunda gerek Atilla ağabey gerekse Ekrem beyden bir kırgınlık,bir hüsrana uğrama,bir ahtı vefa veya hayal kırıklığı görüyoruz.

Peki neden böyle oldu? Karer için elini taşın altına koyan,fedakarlık yapan insanlarımız neden küstüler? Ya da küstürüldüler? Aslında bu soruların cevabı bizde var...Bu işte biraz çekememezlik,biraz kıskançlık,biraz da bizim bir adım önümüzde yürüyenlere çelme atma durumları var...Peki bu durumun kaybedenleri kim? Tabi ki hepimiz,,tabi ki tüm Karerlilerdir. Benim şahsen bu konuda hiç bir kompleksim olmadı. Yoksa zaten böyle zazaca deyimiyle "lom" etmezdim.🙂 Konuyu birilerinin hoşuna gidecek abartılı sözlere yer vermeden anlatmaya çalıştım. Ve elbette bu işte hiç birimizin kişisel bir çıkarı yoktur. Olay tamamen toplumsaldır..tamamen var olmak ya da yok olmak ile alakalıdır. Çünkü büyük şehirlerde çok büyük asimilasyonlar yaşıyoruz. Bilhassa gençlerimizin çoğu kimliğini,inancını,kültürünü ve anne-babalarının yaşadığı toprakları bilmeden büyüyorlar.

Bendeniz karınca kaderince dilim döndükçe Karer'i, karer insanlarını, o topraklarda geçmişte yaşananları,,,yayla hayatını, göç ve sonrası yaşanan dramatik hadiseleri zaman zaman dile getirerek Karer'imizi hep gündemde tutmaya çalışıyorum. Beni bu çalışmaya sevk eden,ilgilendiren,konuşturan şey yaşlı bir teyzenin Karer için yaptığı ağıttır.İki sene önce köy yolunda minibüsle gidiyoruz. Araba aşağı köylere kadar gitti. Tekrar geni dönüp bizi bırakacaktı. Yollar çok bozuktu..toz duman içinde kalmıştık. Yanımda oturan yaşlı bir teyzenin kendi kendine ağıt yapması beni derinden yaralamıştı. Arabanın camına kafasını koymuş dağa-taşa ve bozuk yollara bakıyordu. "wah ki wah Karero... Welatı ma xırabeo,, yetimo,,Welatı ma be wayiro...>> diye devam ediyordu ağlayarak...İşte o gün bu gündür o yaşlı annemizin yaktığı ağıt hiç aklımdan çıkmadı. Evet..bizim memleketimiz yetimdir,sahipsizdir,,kimsesizdir...O topraklara vefa borcumuz var. Bu yüzden hep ilgili olmalıyız. Şevkat göstermeliyiz. Kendimiz bir şeyler yapamıyorsak bari yapmak isteyenlere mani olmayalım. Onları küstürmeyelim.Çelme atmayalım..Destek olamıyorsak köstek de olmayalım. Ne dersiniz?

 

Sevgi ve Saygılarımla...

 

Mustafa Kılıçgedik