ShowcaseImage

Daha o zaman kendime söz vermiştim.Hem kendime hem de Naze'ye...Biraz daha büyürsem, biraz daha okursam,biraz daha aklım ererse Nazmiye'nin hikayesini yazacaktım. O günden sonra yıllar geçti. Ben büyüdüm. Biraz da okul okudum. Naze'nin yaşadıklarını doğru anlatıp, onun hakkını vermek istiyordum.

Çünkü küçük insanların büyük hikayelerini yazmak beni mutlu ediyor.  Bizim orada ne deniz var ne de martılar...Ama Naze deniz kızı gibi düşünceme girmişti. Bu gizemli kadının hikayesini yazmak boynumun borçu oldu...

O vakitler bizim oralarda kadının adı yoktu. Okul ve hastane olmayınca kadınlar erkeklerden daha çok ezilirdi. Kadınlar çok fazla doğum yapardı. Her kadının onlarca çocuğu olurdu. Nazmiye'yi de böyle bir kader bekliyordu. Ama öyle olmadı.                         

O, Sancak'tan bizim köye gelin gelmişti. Ama Selim onu kaçırmıştı. Selim bizim köylüydü. Uzaktan akrabamız sayılırdı. Herkes ona Selo derdi. Selo çok yamandı. Köyün en güzel kızını kaçırmış getirmişti. Selo hiç çalışmazdı. Ne evi vardı ne de mal-davarı...Selo akrabalarının yardımı ile geçiniyordu. Akrabalarının olduğu yamaca tek odalı bir ev yapmıştı. Evleneceği kadını orada yaşatacaktı. Nedense evi tamamlayamadan öyle yarım bıraktı. Zaten orada yaşaması imkansızdı. Bu maksatla kazdığı yerin izleri hala duruyor.

Naze'nin bindiği at bir kümün önünde durdu. Kümün bir bölümünde hayvanlar barınacaktı diğer bölümünde de Selo ve Naze oturacaktı. Naze'nin attan inmesini bekliyorduk.Yüzü kapalıydı. Yabancı bir yerden geldiği için Naze'yi görmek istiyordum. Onun öyle yüzü kapılı,sessiz ve gizemli duruşu beni meraklandırmıştı. Herkesle beraber ben de içeri girdim. Naze'nin yüzünü açtılar.Çok güzeldi. Çok beyazdı. En çok uzun,kıvrımlı saçları aklımda kalmıştı.Bir de kınalı ellerini hatırlıyorum.Naze evden hiç çıkmadı. Nasıl konuştuğunu merak ediyordum. Ama yeni gelin olduğu için hiç konuşmuyordu. Naze bana hiç bakmadı.Sonra eve geldim. Kızdım bir daha da gitmedim.

Sonra kış geldi...Selo'nun evi bizden çok uzak değildi. Karşı yamacımıza düşüyordu.

Bir sabah o yamaçta bir kadının çığlık çığlığa bağırmasıyla uyandık.

--Vazdé béré, Naze veyvıke merda.!! (koşun gelin Naze gelin ölmüş)

Bu çığlık çocukluğumda duyduğum en acı,en yakıcı, beni benden alan, beni oraya çağıran bir haykırıştı. Bir anda kendimi o kümün ününde buldum. İlk önce ben gitmiştim. Yüreğimin derinliklerinde silinmez izler bırakan o kadın ölmüş olamazdı. Bir yanlışlık olmalıydı... Ölüm bu kadar erken, bu kadar apansız gelemezdi. Yolda Naze'nin saçları geldi aklıma bir de kınalı beyaz elleri...Ne haldeydi acaba?  Yine öyle kınalı mıydı yoksa kanlı mı? Ölüm nasıl bir şeydi? O melek yüzlü,dünyalar güzeli, o gizemli genç kadın ve ölüm...Bu hiç adil değildi. Yaman bir çelişkiydi... Bu bir rüya, bir oyun ya da tatsız bir şaka olmalıydı. Naze.!! Yağmur yüreklim.!! Sana beyaz gelinlik yakışırdı,ölüm değil.!

Kümün önü kalabalıktı.Kadınlar ağlıyordu. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. Kimi öldü diyordu, kimi öldürüldü,kimi intihar etti... Bir hışımla içeri daldım. Naze karşımda, kümün tavanındaki kalın ağaca asıllı duruyordu. Boynunda bir ip vardı.Annesinin nazlısı Naze kim bilir nasıl can çekmişti.!  Bir kadın alttan ayaklarını tutmuş yukarı kaldırmaya çalışıyordu. Naze'nin o koca bedeni havada, ağaca asıllı sallanıyordu.

Naze intihar etmişti.!!

Çocuk halimle bu manzaraya daha fazla dayanamadım.Yere çömeldim.Benimle beraber ruhum ve bedenim de çökmüştü. Herkes ağlıyordu ama ben taş kesilmiştim. İçimdeki bütün nehirler kurumuştu. Benim için dünyanın sonu gelmişti. Kıyamet kopmuştu sanki...Bir kadın kürsüye çıkıp ipi boynundan çıkarttı. Diğer iki kadın onu kucaklayıp tahtadan bozma yer yatağına yatırdılar. Naze'nin o ilk gördüğüm kınalı elleri şimdi kan içindeydi. Kafası da öyleydi, kıvrık kumral saçları da...

Naze bir bölümünde hayvanların barındığı, diğer bölümde kendisinin yaşadığı o kümde günlerce aç kalmıştı. Artık kocasının akrabalarından değil, kendisinden ekmek istemişti. Bu yüzden kavga çıkmış. Selo onu çok fena dövmüş. Ellerinde ve saçlarındaki kanlar yediği dayaktan ötürüydü. Selo eşini dövdükten sonra aşağı köylere un almak için gitmişti. Naze açlığa,sefalete,anne-baba özlemine ve çektiği çileye daha fazla dayanamamıştı. Başkasına gücü gitmeyen Naze'nin gücü kendine yetmişti. Bu nedenle canına kıymıştı. O hiç yaşamadan öldü. Bir resmi bile yok.

Selo aşağı köylere un bulmak için gitmişti. Darabi, Şirnan ve Yekmal köylerinde un ve çökelek toplamıştı. Tam yaşadığı mezra'ya varmak üzere iken Naze'nin ölüm haberini alır.  Selo sırtındaki un çuvalını bırakıp kaçar. Kaçış o kaşış... Selo dağa çıkar eşkıya olur. Uzun zaman jandarma Selo'yu bulamaz. Daha sonra hapiste kaçan 2 firari ile birlikte yıllarca dağda yaşadı. Bu üç kişinin sağa-sola korku saldığı, aç kalınca gece gizli gizli bazı evlere girip erzak topladıkları konuşuluyordu.

Aylar sonra "Ankara'dan müfreze gelmiş" dediler. Naze'nin ölüm sebebini araştıracaklar. Sancak'da yaşayan babası da gelmişti. Herkes toplanmıştı. Çok kar yağıyordu. Bazıları kar kürüyordu. Naze'nin mezarı kazılıyordu. Mezarı açtılar. Ankara'dan gelen amcalar her yerini incelediler. Bir şeyler yazıp bizim eve gittiler. Naze ile ilgili kim nerede ne yapıyorsa ben oradaydım. Herkes gibi ben de ölüm sebebini merak ediyordum. Ama daha 10 yaşındaydım.Kimse bana soru sormuyordu. Ben de sormazdım. Heyet inceleme yaptıktan sonra bizim eve geçti. Yemek yediler. Bazı insanların ifadelerini aldılar. Naze'nin hem yaralı olması hem de boynunda ip izi bulunması kafaları karıştırmıştı.  Savcı buna bir anlam vermeye çalışıyordu. Sebebini bir tek ben biliyordum. Çünkü oradaki kadınlar Türkçe bilmediği için sağlıklı ifade verememişti. İlkokul dördüncü sınftaydım. Erkek olarak çat-pat Türkçe bilen, olayın ilk görgü tanığı bendim. Ama çocuk olduğum için kimse bana sormuyordu. Ankara'dan gelen büyük adamlara olup bitenleri anlatmak için kendimi zor tutuyordum. Naze'nin ölümüne sebep olanların cezalandırılmasını istiyordum. Gerçi geç de olsa adalet yerini bulmuştu. Selo yakalanmıştı. Hapse atılmıştı.

Selo bir kaç sene yatıp çıktı. Başka bir kadınla evlendi. Fazla ceza almadı. Çünkü kimse davacı olmamıştı.

Naze gariban bir ailenin kızıydı. Hakim babasına davacı olup olmadığını sormuştu. Baba: "böyle yaşamaktansa ölmesi daha iyi olmuş. Kızım öldü kurtuldu, kimseden şikayetçi değilim" demiş.

 

Mustafa Kılıçgedik.