ShowcaseImage

(Babam)

Babam ailesinin tek erkek çocuğuydu. Mikail Ağa'nın biricik torunuydu. O çok farklıydı.Çok nazlıydı. Ama çok kuvvetliydi. O benim süpermenimdi. Bana göre babam herkesi döverdi. Ondan daha güçlü,kuvvetli biri yoktu. Gerçi zayıf ve çaresiz kaldığı zamanlar da oldu. Nedense hep üşürdü. Sonra hastalanırdı. Dağ gibi adam yatağa düşerdi.Doktora gitmeden günlerce yatardı. Terleyince iyileşirdi.

Ben babamdan öğrendim ceketimin cebimde ayna ve tarak taşımayı. Dik gibi dik gibi yürümeyi, deli deli sevmeyi..İlk ondan öğrendim tırpan çekip ot biçmeyi. Gaz lambasını yakmayı. Yer yatağında yatmayı,yer sofrasında yemek yemeyi.

Onun Kâbesi insandı. Diklenmeden dik durmayı,incilsem de incitmemeyi babamdan öğrendim...Pir Sultan Abdalı'da o öğretti, Hacı Bektaş-ı Veli'yi de...Yaşar Kemal'in İnce Mehmedi'ni ilk o okudu bize. O günden sonra öğrendim ezen ve ezilenin kim olduğunu.O günden sonra solcu oldum. İyi ki öyle olmuşum. Farklı bir düşünce,farklı bir kişilik yakışmazdı bana.

Babamın saçlarına yaşadıkları kadar çok yıldız düşmüştü. Sanki bir başka beyazdı saçları...Taralıyken de güzeldi, dağınıkken de...O yaşa kadar hiç dökülmedi. Kaşları kalındı babamın. Gözleri derindi. Biraz heybetli, fazlaca merhametli bakardı. Babam gömleğinin yakasını asla açık bırakmazdı. Yaz-kış fark etmez,son düğmesine kadar iliklerdi. Bıyık en çok babamın yüzünde güzel dururdu. Tespih çekmek de tütün tabakasından cigara sarmak da en çok babama yakışırdı.

Bir sabah köydeki evimizin etrafını çevirdiler.Babam hakkında yakalama emri vermişler. Havada helikopter dolaşıyordu.Yerde büyük bir telaş vardı. Jandarmaların elindeki telsizler hiç susmuyordu.Telsizlerde babamın adı ve eşgali anos ediliyordu. Muhtar olması sebebiyle karakol komutanı babamı tanıyordu. Kimseyi yaklaştırmadı. Kelepçe taktırmadı. Babam jandarmaların arasında dağ gibiydi. Çok heybetli, biraz da kızgındı.Mağdur gibi değil mağrur bir şekilde dimdik yürüyordu. Bir tek annem ağlıyordu. Babamı nereye götüreceklerini,ona ne yapacaklarını bilmiyorduk.Terörle mücadeleden gelmişlerdi. Artık babamız 66 yaşında bir teröristti(!) Artık odasındaki duvarda yan yana asılı duran Atatürk resmi ve Kuran-ı Kerim yetim kalmıştı.Onun yaşamı boyunca biraz Kemalist, biraz chp.li, biraz da cumhuriyetçi olması fayda etmedi. Babamı aldılar götürdüler.O'nu ne biz anladık ne millet anladı ne de devlet oğlu devlet...

Hakkında şikayet varmış. Öyle dediler...Babam hain tuzaklara düşmüştü. Kan uykularda sırtından vurulmuştu. Oralarda babamı hiç iyi karşılamamışlar. İçeride kaldığı sürece çok kötü davranmışlar. Ahmed Arif'in dediği gibi "Akşam erken iniyordu mahpushaneye. Ne ejderha oluşun ne çatal yürek civan oluşun ne de kavgadaki ustalığın kâr etmiyordu" Hücrenin içinde dokunuyordu haksızlık...Babam içerde kaba işkenceye maruz kalmıştı. Gururuna yedirmediği için kimseye anlatmıyordu..Daha sonra onunla beraber yatanlar anlattı.Babamın ayaklarını tabana bağlayıp yere doğru uzatmışlar. Uzun boylu olduğu için kafası yere gelmiş. Ama çok dayanmış. Onca işkenceye rağmen hiç konuşmamış. Hiç kimseye zarar vermemiş. Onunla aynı hücrede kalan bir arkadaşı anlatıyordu. Tek bir hücrede,daracık yerde onlarca kişi,beton üstünde yerde yatmak zorunda kalmışlar. Uzun boylu olan babamın boy avantajını kullanarak kafasını onun bedenine koyup öylece uyumuşlar.Babam bir hücrede esirken bile insanlara fayda sağlıyordu.Sonra babamın sağlığı bozuldu.Bir daha toparlanamadı. Muhtarlıktan istifa ettirildi. Atatürkçülüğü de chp'yi de bıraktı.

Babamın boyu çok uzundu. Saçları da,kirpikleri de uzundu...Elleri ve ayakları kocamandı. O koca bedenin içinde sımsıcak,yufka gibi bir yürek taşırdı. Bir keresinde babamı gizli gizli ağlarken gördüm. Çok şaşırmıştım. Oysa babalar hiç ağlamaz sanırdım. Neden ağladığını hala bilmiyorum. Ama içinde fırtınalar koptuğunu biliyordum. Bunu bizi çok sevdiği halde belli etmemesinden biliyordum. Aslında hiç bir baba çocuklarının sandığı kadar güçlü değildir. Hiç bir baba tek başına tüm sorunlarla başa çıkamaz. Benim babam da süpermen değildi. Onun da gücünün yetmediği, çaresiz kaldığı zamanlar vardı. Onun da çıkmazları vardı. Keşkeleri vardı. Babamın en çok melek gibi gül yüzü kalmış aklımda.Bir de kar beyazı,mis kokulu taralı saçları...En güzel babam bakardı. En güzel babam severdi. Koca adam oldum hala ona ihtiyacım var. Bu satırları hıçkıra hıçkıra yazdım. Babamı çok özlüyorum.

Sonra babam öldü. Ölüm ona hiç yakışmadı. Şaka gibiydi. O köyün,o derenin en yiğit adamı,en hanedan, en bilge adamı artık yoktu. Bu herkes için çok büyük bir kayıptı. Babamdan hiç beklemiyorduk. Onun ilk defa yenildiğini gördük. İlk defa bu kadar çaresiz kalmıştı. İlk defa bizden yardım istemişti. Ama olmadı işte,yapamadık, yaşatamadık...Onca evladı,onca seveni babamı düştüğü yerden kaldıramadı.Babamız ölünce büyük bir boşluğa düştük.Babam öldü biz ona kör olduk. Her birimiz bir yere savrulduk. Artık Karer'in bir yanı eksikti.Artık Mehmed-ı Zeynel Ağa yoktu.Cenazede mahşeri bir kalabalık vardı. Karer'in civar köylerinden yüzlerce insan gelmişti. Kalan zaman ıssız ve kimsesiz olan köydeki evimiz ilk defa böyle bir kalabalığa tanık olmuştu.

Babam, kendisinden önce hakkın rahmetine kavuşan iki kız kardeşinin yanına gitti. Karer'de yetişen bu üç nadide insan; (Mehmet,Mesiye ve Hatun) şimdi başka bir yerde, başka bir zaman diliminde beraberdirler. Belki de bizim esirgediğimiz sevgi ve merhameti onlar gösterecekler.                                                                                              

Şimdi her şey çok anlamsız...Her şey çok sıradan...Babamız ölünce çok şaşırdık. Erken büyüdük. Halâ toparlanamadık...Babamız bizim masal kahramanımızdı. Babamız ölünce masallarımız da öldü.!!                                                                                                                 

 

Mustafa KILIÇGEDİK                                                                                                         

(oğlu)