ShowcaseImage

 

Büyük iskender, Hindistan seferine hazırlanırken, Yunan Filozofu Aristoteles yanına giderek kendisine;

-‘’bende bu sefere katılmak istiyorum.’’deyince,

B.İskender gülerek;

 

- ’’ Hocam biz seyri aleme değil, harbe gidiyoruz. Yol uzak ve sende yaşlısın, Hindistan’a ulaşıncaya kadar kemiklerin yollarda erir’’ demiş.

Aristo bilgece bir gülümseyişle hırçın öğrencisini uyarmış;

-’’Binlerce at katır, deve ve file sefere çıkıyorsunuz. Sefer kervanına benim içinde bir at ekleyin.Heybenin bir tarafında benim kemiklerim diger tarafına’da açlıkta ölmeyecek kadar yiyeceğim olsun, belki günün birinde size göz olabilirim.’’  demiş.

Büyük İskender Hocasını kırmamış, ona bir at bir de bakıcı vermiş.

Çatışmalar, muharebeler derken İskender’in ordusu Gobi çölüne dayanmış.

Çölü aşmak için günlerce hazırlıklar yapıp yola koyulmuşlar.

Çöl yarılandığında pişmiş aş bulamayan İskender’in askerin arasında önce halsizlik, sonra’da hastalıklar ve isyanlar baş göstermiş.

B.İskender sağa sola adamlar göndermiş,komutanlarıyla toplantı üstüne toplantı yapmış  ne yazık ki, aş yapmak için bir çalı çırpı bile bulamamış.

’’Belki bir gün size göz olurum’’ diyen bilge Aristo’yu hatırlamış, haber salıp yanına getirmiş;

-’’ Hocam durumu görüyorsun İskender’in ordusu çölde susuzluktan dağil, odunsuzluktan aş yapmamaktan kırılıyor ..’’ demiş.

Bilge Aristo gülümseyerek:

-’’ evladım, mızrak ve oklarınızın sapı ağaçtan yapılmış, bu işlemeli saplardan daha iyi odun olur mu? Mızrak ve oklarınızın sapını bunlarla ateş yakıp ekmeğinizi aşınızı pişirin...Böylece yükünüz de hafiflemiş olur, bu çölün sonunda orman var oraya ulaştığınızda mızrak ve ok saplarını yeniden yaparsınız ...’’ demiş.

Büyük İskender  Aristo’nun bilgeliği önünde eğilmiş;

-’’Ey bigelerin bilgisi Aristo! Dünya’yı feth eden İskender, bilimin gözünden bakmayınca kördür. Hem de her gün gözüne batan mızrak ve ok saplarının odun olduğunu görmeyecek kadar kör!..’’ demiş.

Bir kaç zorlu muharebeden sonra Büyük İskender,Hindistan’ı ele geçirince, Aristo’da GanJ  Nehri kıyısına inmiş, solucanları ve böcekleri toplayarak kümelendirmeye, sınıflandırmaya koyulmuş.

Boğum ve halkaları farklı yeni bir solucan, böcek bulduğunda sevinç çığlıkları atarak çılgınca tepinmeye başlamış.

Tahtında Aristo’yu izleyen İskender iç geçirerek;

-’’Ey dünya’yı feth eden İskender! Sen bile kaderin karşısında zavalısın! Eğer kaderim benim elimde olsaydı, dünya’yı fehteden İskender değil,şu avurtları çökmüş, kemikleri çıkmış solucan toplayan Aristo olmayı yeğlerdim..

Ama tarih bana İskender, solucan toplamaktan sonsuz haz olan şu adamda Aristo olmayı emretmiş..’’ demiş.

Mızrak ve ok sapları savaşta zafer getiren değerdir.

Öyleki, İskender bile bu değerin büyüklüğü karşısında kör ve çaresiz kalmıştır.

 

Yaşar Dayanç